İç Güveysinden İçlice Bir Hallerdeyim Ben.
Az evvel, bir radyo programını dinlerken; programı yapan arkadaşlardan biri "Allah bir yastıkta kocatsın" tabirini kullandı muhabbet arasında ve genellikle düşünce aleminde oradan oraya savrulan zihnim, bu cümleyi oradan aldı, büyüttü, büyüttü ve yine kendimi bir "her şey ne kadar da değişiyor lan!" halinde buluverdim.Kim bilir kimin çeyizinden bir parça olan bu çift kişilik yastık fotoğrafını buldum sonra; hani o "bir yastıkta kocamak"tan kasıt olan yastık.Şimdilerde yerini "iki adet ortopedik tek kişik yastık"ın aldığı; artık "çeyiz asma" gibi bir geleneğin de neredeyse tamamen ortadan kalkmasıyla, naftalin kokuları eşliğinde, gömme dolapta emeklilik günlerini geçiren yastık.Kendi evimizi düşünüyorum; eskiden bizim de vardı böyle nakışlı, işlemeli yastıklardan, belki hala duruyorlardır bir köşede, bilmiyorum.Bildiğim şu ki; artık insanlar "bir yastıkta" kocamayacak.Modernizm; hem çift kişilik yastıklara hem de bizzat “kocama” eylemine karşı çünkü. Ve modern insan; istediği kadar şikayet ediyor gibi olsun, nostalji muhabbetleri döndürsün, belli ki memnun tekil yaşamından.Sevgisizliğimizi, kendimizden hiçbir şekilde feragat etmemelerimizi, ilgisizliğimizi, bencilliğimizi ne güzel yıkıyoruz "büyük şehir insanı" olmalarımıza; sanki, küçük bir şehirde yaşayacak olsaydık iyilik perisine dönüşüverecekmişiz gibi.Yani diyorum ki; biz kaldırdık çift kişilik, nakışlı, işlemeli, kadifeli yastıkları sandıklara, bunu çok olağan bir süreçte, "ne oluyoruz be?" demeden yaptık.Biz’li cümleler kullanıp işin içine kendimi de katıyorum çünkü; zihnim yastıklar ve modernizm üzerine düşünmekle kalmadı, "evlilik" meselesine de geldi konu kendi içimde.Bu konu hakkındaki düşüncelerimin zamanla nasıl değişmiş olduğuna bir kez daha hayret ettim.Eskiden, "aşık olduğunun ikinci gününde, mevzubahis çocuğun soyadını hemen ismimin yanına iliştiriveren ve bundan çok saftirik bir biçimde mutluluk duyan" bir insandım.Şimdiyse; eğer bir gün bir çocuğumun olmasnı istersem -çünkü, ben bebekleri inanılmaz seviyorum ve annelik fikrini de öyle- uygun bir adamla evlenirim gider diyorum. Olayın boyutunu "gen alışverişi"ne indirgemiş bulunmaktayım.Evet, annemle babam hala pazarları, halının üzerinde oturup leblebi yiyip çaylarını içerken hiç sıkılmayan, huzurlu yıllar geçiren insanlar; yani, mutsuz bir aile içinde büyümedim.Ama bunlar çok eskide kaldı diye düşünüyorum.Modern insan, kendi iflah olmaz iç sıkıntılarını, yabancılaşmalarını, huzursuzluklarını unutmak için, “macera” arayışı içinde hep, yeni heyecanlara doymaz bir ruh halinde, her zaman “en iyisini” hak ettiğine olan derin inancı nedeniyle, "daha iyisini" bulduğu anda gitmeyi kendine en doğal hak bilecek olmasını ise saymıyorum bile.Örneklerini, en az onlarca defa gördüm bunun ve bu garip “yarış” haline kendimi hiçbir zaman dahil etmeyeceğim.Kimsenin hiçkimseye verebileceği bir “seni hiç bırakmayacağım” sözünü, sadakat yeminlerini kabul etmiyorum kendi adıma.Kadınlara da erkeklere de güvenmiyorum bu konuda.Evlilik bağının durdurucu bir gücü olacağına da inanmıyorum artık.O yüzden, bir nikah salonuna gidip bir deftere imza atma seramonisine karşıyım. Aramızda hiçbir “bağlayıcı” etken olmadan da benimle bir çift kişilik yastığı paylaşma isteğini devam ettiren bir adamı tercih ederim.Ve bunları, öyle maceradan maceraya koşan, “hızlı” bir aşk hayatına sahip bir “femme fatale” olarak söylemiyorum; blogumu birazcık takip edenlerin de tahmin edebileceği gibi, gayet kendi halinde hatta belki biraz fazla kendi halinde yaşayıp giden bir insan olarak düşünüyorum bunları.Modern hayatın akışı içinde bir gün bir adamla evlenecek olursam; bu tamamen, pek sevgili bebeğimi ileride yaşayabileceği toplumsal sorunlardan korumak adına olur.Tabii, modern insana ve evlilik kavramına bu kadar saymışken; aşk’a inanmadığım gibi bir sonuca varmanızı istemem.Aşka inanmakla kalmayıp, bir gün, çok güzel bir biçimde yaşayacağıma bile inanıyorum, bu fikri seviyorum.Ama tabii, yine modernizmin ve günümüz dünyası insanının içine tükürmüş olduğu o dejenere aşk'tan bahsetmiyorum.Ondan kaça kaça bu yaşıma tamamen "yalnız" bir insan olarak geldim ve gerekirse sonsuza dek kaçarım.Benim demek istediğim “aşk” başka; henüz yaşayamamış olduğumdan size de anlatamıyorum ama biliyorum, güzel bir şey. Umarım bir gün yaşarım da gelip heyecanla anlatabilirim size.Çenem düşer kesin çok fena ha eheh.Neysem.Bir yastıktan nerelere geldim.İşte böyle böyle, kendimle çok iyi vakit geçiriyorum ben; sürekli “kendim”den şikayet ettiğime bakmayın, seviyoruz aslında birbirimizi.* Bu da “kapanış şarkısı” olsun.Hani diyor ya bir yerinde; "Close your eyesAnd think of someone you physically admireAnd let me kiss youLet me kiss you.
But then you, you open your eyesAnd you see someone that you physically despiseBut my heart is openMy heart is open to you.”* Çok acıklı be bu sözler.* Bir ek bilgi; eskiler, bu "tek kişilik iki yastık" durumu için “küstüm yastığı” tabirini kullanırlarmış. Şimdi, onlar da alışmışlardır herhalde.

Az evvel, bir radyo programını dinlerken; programı yapan arkadaşlardan biri "Allah bir yastıkta kocatsın" tabirini kullandı muhabbet arasında ve genellikle düşünce aleminde oradan oraya savrulan zihnim, bu cümleyi oradan aldı, büyüttü, büyüttü ve yine kendimi bir "her şey ne kadar da değişiyor lan!" halinde buluverdim.

Kim bilir kimin çeyizinden bir parça olan bu çift kişilik yastık fotoğrafını buldum sonra; hani o "bir yastıkta kocamak"tan kasıt olan yastık.
Şimdilerde yerini "iki adet ortopedik tek kişik yastık"ın aldığı; artık "çeyiz asma" gibi bir geleneğin de neredeyse tamamen ortadan kalkmasıyla, naftalin kokuları eşliğinde, gömme dolapta emeklilik günlerini geçiren yastık.

Kendi evimizi düşünüyorum; eskiden bizim de vardı böyle nakışlı, işlemeli yastıklardan, belki hala duruyorlardır bir köşede, bilmiyorum.
Bildiğim şu ki; artık insanlar "bir yastıkta" kocamayacak.
Modernizm; hem çift kişilik yastıklara hem de bizzat “kocama” eylemine karşı çünkü. 
Ve modern insan; istediği kadar şikayet ediyor gibi olsun, nostalji muhabbetleri döndürsün, belli ki memnun tekil yaşamından.
Sevgisizliğimizi, kendimizden hiçbir şekilde feragat etmemelerimizi, ilgisizliğimizi, bencilliğimizi ne güzel yıkıyoruz "büyük şehir insanı" olmalarımıza; sanki, küçük bir şehirde yaşayacak olsaydık iyilik perisine dönüşüverecekmişiz gibi.
Yani diyorum ki; biz kaldırdık çift kişilik, nakışlı, işlemeli, kadifeli yastıkları sandıklara, bunu çok olağan bir süreçte, "ne oluyoruz be?" demeden yaptık.

Biz’li cümleler kullanıp işin içine kendimi de katıyorum çünkü; zihnim yastıklar ve modernizm üzerine düşünmekle kalmadı, "evlilik" meselesine de geldi konu kendi içimde.
Bu konu hakkındaki düşüncelerimin zamanla nasıl değişmiş olduğuna bir kez daha hayret ettim.
Eskiden, "aşık olduğunun ikinci gününde, mevzubahis çocuğun soyadını hemen ismimin yanına iliştiriveren ve bundan çok saftirik bir biçimde mutluluk duyan" bir insandım.
Şimdiyse; eğer bir gün bir çocuğumun olmasnı istersem -çünkü, ben bebekleri inanılmaz seviyorum ve annelik fikrini de öyle- uygun bir adamla evlenirim gider diyorum. Olayın boyutunu "gen alışverişi"ne indirgemiş bulunmaktayım.
Evet, annemle babam hala pazarları, halının üzerinde oturup leblebi yiyip çaylarını içerken hiç sıkılmayan, huzurlu yıllar geçiren insanlar; yani, mutsuz bir aile içinde büyümedim.
Ama bunlar çok eskide kaldı diye düşünüyorum.
Modern insan, kendi iflah olmaz iç sıkıntılarını, yabancılaşmalarını, huzursuzluklarını unutmak için, “macera” arayışı içinde hep, yeni heyecanlara doymaz bir ruh halinde, her zaman “en iyisini” hak ettiğine olan derin inancı nedeniyle, "daha iyisini" bulduğu anda gitmeyi kendine en doğal hak bilecek olmasını ise saymıyorum bile.
Örneklerini, en az onlarca defa gördüm bunun ve bu garip “yarış” haline kendimi hiçbir zaman dahil etmeyeceğim.
Kimsenin hiçkimseye verebileceği bir “seni hiç bırakmayacağım” sözünü, sadakat yeminlerini kabul etmiyorum kendi adıma.
Kadınlara da erkeklere de güvenmiyorum bu konuda.
Evlilik bağının durdurucu bir gücü olacağına da inanmıyorum artık.
O yüzden, bir nikah salonuna gidip bir deftere imza atma seramonisine karşıyım. Aramızda hiçbir “bağlayıcı” etken olmadan da benimle bir çift kişilik yastığı paylaşma isteğini devam ettiren bir adamı tercih ederim.
Ve bunları, öyle maceradan maceraya koşan, “hızlı” bir aşk hayatına sahip bir “femme fatale” olarak söylemiyorum; blogumu birazcık takip edenlerin de tahmin edebileceği gibi, gayet kendi halinde hatta belki biraz fazla kendi halinde yaşayıp giden bir insan olarak düşünüyorum bunları.
Modern hayatın akışı içinde bir gün bir adamla evlenecek olursam; bu tamamen, pek sevgili bebeğimi ileride yaşayabileceği toplumsal sorunlardan korumak adına olur.

Tabii, modern insana ve evlilik kavramına bu kadar saymışken; aşk’a inanmadığım gibi bir sonuca varmanızı istemem.
Aşka inanmakla kalmayıp, bir gün, çok güzel bir biçimde yaşayacağıma bile inanıyorum, bu fikri seviyorum.
Ama tabii, yine modernizmin ve günümüz dünyası insanının içine tükürmüş olduğu o dejenere aşk'tan bahsetmiyorum.
Ondan kaça kaça bu yaşıma tamamen "yalnız" bir insan olarak geldim ve gerekirse sonsuza dek kaçarım.
Benim demek istediğim “aşk” başka; henüz yaşayamamış olduğumdan size de anlatamıyorum ama biliyorum, güzel bir şey. Umarım bir gün yaşarım da gelip heyecanla anlatabilirim size.
Çenem düşer kesin çok fena ha eheh.

Neysem.
Bir yastıktan nerelere geldim.
İşte böyle böyle, kendimle çok iyi vakit geçiriyorum ben; sürekli “kendim”den şikayet ettiğime bakmayın, seviyoruz aslında birbirimizi.

* Bu da “kapanış şarkısı” olsun.
Hani diyor ya bir yerinde; 

"Close your eyes
And think of someone you physically admire
And let me kiss you
Let me kiss you.

But then you, you open your eyes
And you see someone that you physically despise
But my heart is open
My heart is open to you.”

Çok acıklı be bu sözler.

* Bir ek bilgi; eskiler, bu "tek kişilik iki yastık" durumu için “küstüm yastığı” tabirini kullanırlarmış. Şimdi, onlar da alışmışlardır herhalde.

  1. yasinchelik said: Aşk kaç kişiliktir?
  2. kuzeyindefteri reblogged this from icguveysindeniclice
  3. principessaplaid reblogged this from icguveysindeniclice
  4. inalfia said: en az üç kez okudum. bir yastığın peşinden nerelere sürükledin bizi yahu
  5. mabelf reblogged this from icguveysindeniclice