İç Güveysinden İçlice Bir Hallerdeyim Ben.
22.45

Bunu, yine bir sosyal paylaşım alanından söylüyor olmam, pratikte, kendime küfrediyor olmam gibi bir şey farkındayım ama;
bir süredir internetin hayatımızda ne kadar büyük bir yer kapladığını, bambaşka, kendi kurallarının hüküm sürdüğü bir dünyaya dönüşmüş olduğunu dehşetle fark ediyorum.

Fişi çektiğimiz anda kaybolacak bir dünyaya saatlerimizi harcıyoruz.
Üç gün bilgisayarı açmasak her muhabbetten geri kalıyoruz.
İnternetimiz olmadığında bitecek/bitirivereceğimiz arkadaşlıklar kuruyoruz.
Her türlü duygu durumumuzu belirtmek için, envai çeşit keps’lerimiz var.
Aklımızdan geçen her şeyi -mesela benim şu an yaptığım gibi- anında insanlıkla paylaşma yönünde bir dürtü duyuyoruz.
Bu işten para kazanıyorlar mı bilmem ama “Trollük” diye bir şeyi, adeta bir meslek gibi sürdüren insanlar var; ki, şaka maka, an be an değişen gündemi sürekli takip etmek, sürekli bununla ilgili komik ya da bazen akıllıca bir şeyler bulup sosyal medyaya salmak ve bunu hep yapmak, kendi içinde epey disiplin gerektiren bir şey olsa gerek.
Neysem, devam edeyim.
Ünlülerin attığı tivit’ler ve paylaştıkları fotoğraflar artık ana haberlerde geçiyor.
Hatta, bazen “Pentagon Sözcüsü John Kirby Twitter hesabı üzerinden ABD savaş uçaklarının Erbil yakınlarında IŞİD hedeflerini vurduğunu açıkladı.” gibi cümlelere rastlıyoruz -bu duruma o kadar çok şaşırmıştım ki, aklımda kalmış aynen-.
İstediğimiz kadar sağlam yazıyor olalım; sosyal medyada gereken bağlantıları kuramamışsak ya da kendimizi sanal dünyada yeterince "görünür" kılmamışsak, reel dünyada kimsenin bizim ne yazdığımızla, ne anlattığımızla ilgileneceği yok.
Ya da artık ne kadar iyi ve duyarlı bir insan olduğumuzu herkese duyurabilmek için, doğru zamanda, doğru heş-teg’le, doğru cümleleri yazmamız yetiyor; tivitimizi attık, en ağır tepkimizi gösterdik, vicanımıza ılık ve güzel bir duş aldırdık, oturduğumuz yerde rahatlıyoruz.
Ya da herkes yine sosyal medyanın dört bir köşesinden ne kadar farklı, eksantrik, bu dünyaya ait olmayan biri olduğunu haykıra dursun; hepimiz durmaksızın aynılaşıyoruz, nihayetinde aynı sanal dünyanın insanlarıyız ve gün boyu, aynı fikirlere, aynı şarkılara, aynı kitap cümlesi alıntılarına, aynı esprilere maruz kalıyoruz.
En fenası, bazen sanal dünyadaki varlığımız, imajımız için, reel dünyadakinden çok daha fazla emek harcıyoruz -ki, bu bence bir tehlike çanı olmalıdır bir insan için.-

Bu, bana sıkıntı veren şeylerin değişeceğini sanmıyorum hatta kendi adıma ben de eski tas eski hamam, aynen devam edeceğim şu halime. Ama, bence yanlış yapıyoruz arkadaşlar ya, gerçekten üzülüyorum.

*
Hiçbir şey gerçek gibi gelmiyor artık bana sanırım, bunaldığım şey de bu. 25 yaşımda bana ergenlik hezeyanları yaşattın sanal dünya, valla aşgolsun.

"İnsan seni bir kez sevdi mi, artık o sürüp gider."
Merhaba. Sadece yazmak istedim biri ile şu içimdekileri paylaşmak istiyorum artık. Bugün sevgilim bana kilodan açtı konuyu kıyafet alacaktım sonra bana senin bi 20 kilo falan vermen lazım dedi sebebi sorduğumdaysa bana 'aramızda kalsın yanlış anlama aşkım ama annem kilo sevmiyor' dedi. Ben kırılgan bir yapıya sahibim ve beni tanıdığı halde bunları göz ardı etti. O konuşmadan sonra bir daha hiç konuşmadık. Çok mutsuzum. Lütfen bana bi akıl ver..
Anonymous

Böyle bir konuda tavsiye verebilece son kişi olabilirim anonim.
Çünkü, ben yaptığı her şeyi tamamiyle kendi isteğiyle yapan, şartlar yüzünden bir şekilde istemediği bir şeyi yaptığında da kafayı yiyen bir insanım ve bir ilişkiyi başarıyla yürütmek hakkında pek bir fikrim yok.
Benim böyle bir durum karşısında mesela, o adamı ne kadar çok seversem seveyim, cevabım: “O zaman 20 kilo vereyim de annenle evleneyim aşkım ;))))))” minvalinde, çirkef bir şey olurdu, yani sinirlenmekten kırılmaya vakit bulamazdım, sinirim geçtiğinde de kendisinden kibarca ayrılırdım, çünkü söylediği şeyi de geçtim, söyleyiş şekli tamamen falso, karşındakini üzebilecek bir şeyi pat diye söylerken araya “aşkım” kelimesini sıkıştırmakla olmuyor öyle.
Zaten dünya bizi sürekli kendimizi kötü hissetirmenin yollarını ararken, bir de o kadar güvendiğimiz ettiğimiz ve bir ilişkiye başladığımız insanların düşüncesizlikleriyle mi uğraşacağız.

Neysem. Benim tepkilerimi boş verelim; bunlar bir ilişkiyi yürütmeye devam etmek isteyen birine söylenecek şeyler değil pek.
Ama, bir an evvel, kendisiyle iletişime geçmeni ve kırgınlığını ya da her nasıl hissediyorsan onu, açıkça anlatmanı tavsiye ediyorum.
Şu anki mutsuzluğunu ben ve bu soru-cevabı okuyan tamvılır ahalisi bile biliyorken, sevgilinin bilmemesi, bir ilişki adına kötü bir şey bence.
Güzel güzel konuşun.
Sonuçta, seni ya da sevgilini ya da aranızdaki muhabbeti bilmiyorum ama sağlıklı iletişimin bu işlerde şart olduğunu düşünüyorum.

Verdiğim akıl çok “seviyosan git konuş bence” tadında oldu biliyorum ama anonim, zaten ikinizle ilgili her türlü meseleyi yine ikiniz çözmelisiniz bana kalırsa, sonuçta problemlerin üstesinden birlikte gelmek de sevdaya dahil.

Bir de son bir şey.
Aklına girmek gibi olmasın ama; sevgilin de dahil olmak üzere, kimse için, gerçekten içinden gelmedikçe bir şey yapma, çünkü bu senin hayatın, senin hikayen.

00.13

Çocukluk dönemi arkadaşlarım ya da akrabalarım facebuk’ta fotoğraflarını paylaşıyorlar bazen.
Profesyonel fotoğraf makineleriyle çekilmemişler.
Vscocam’la, Retrica’yla ya da ne bileyim öyle bir android programla da değil; muhtemelen, internetten epey ucuza mal edilmiş bir dijital fotoğraf makinesiyle çekilmişler.
Renkleri filtrelenmemiş, vinteyç, siyah-beyaz, sepya falan değiller; kırmızı göz düzeltme şeysini bile kullanmamışlar, öyle, olduğu gibi.
Kimse özellikle karizmatik ya da seksi ya da sert ve kuul bakışlar atmamış ya da köprücük kemikleri falan arz-ı endam etmiyor.
Sahiden, tek amaçları, o anı kalıcılaştırmak olmuş; fotoğrafları yalnızca bilgisayara atmakla kalmıyor ve çıkarttırıp albüme de koyuyorlardır Allah bilir, eskiden hep yaptığımız gibi. 

Her şey, hayatın en ufak ya da önemsiz ayrıntlarına kadar nasıl da değişiyor ve “öyle” fotoğraflarımızın da olduğunu/olabildiğini unutuyorum, görünce de nostaljik anlar yaşıyorum. 
Şimdiki fotoğraflar çok “profil piççır” eheh.

* işte, öyle.

* işte, öyle.

* uykumun arasında çağırdığım/ çocukluk sesimle ağlayarak.

* uykumun arasında çağırdığım/ çocukluk sesimle ağlayarak.

okul açıldı. stop.bir hafta sonra ilk sınavım var. stop.burası kampüs süsü verilmek istenmiş hastane bahçesi. stop.sanal dünyada sürekli sırıtan similey kullanıyorum ama günlerim yarım yamalak gülümsemelerle geçiyor. stop.her fotoğrafta otuz iki dişimi göstererek sırıttığım o günlere, ne zaman döneceğim? stop.

okul açıldı. stop.
bir hafta sonra ilk sınavım var. stop.
burası kampüs süsü verilmek istenmiş hastane bahçesi. stop.
sanal dünyada sürekli sırıtan similey kullanıyorum ama günlerim yarım yamalak gülümsemelerle geçiyor. stop.
her fotoğrafta otuz iki dişimi göstererek sırıttığım o günlere, ne zaman döneceğim?
stop.

ya benim bazen senin bu kadar yalnız olmanı aklım almıyo Gamze. nasıl bu kadar sevilmeye layık bi insan hak ettiğini bulamaz diyip hayıflanıyorum kendi kendime sonra da oturup kendim için üzülüyorum. evet baya kendim için üzülüyorum çünkü o bile bulamadıysa ben kimim ki diyorum. çünkü ben kadın halimle bile bana ufacık meyletsen sana koşarım, uçarım tereddüt etmem :D velhasıl seviyorum baya seni ve umarım hep mutlu olursun.
Anonymous

öncelikle, bu fena halde moral-motive kaynağı mesaj için teşekkür ediyorum sevgili anonim, sondan bir önceki cümle ayrı hoş tabii :D

birkaç sene öncesine kadar, bu sevilmeyiş durumuna ben de kafa yoruyordum açıkçası. yanlış anlaşılma olmasın, “benim gibi birini nasıl olur da kimse sevmez?!” modunda değil; daha ziyade “bende bir yamukluk var ama hadi bakalım hayırlısı” şeklinde bir kafa yoruştu.
ama sonra, “battı balık yan gitsin”le “koy götüne rahvan gitsin” arası bir rehavete kapıldım, kabullendim bu durumu tamamen; arada çok sarhoş olunca hatırlayıp üzülüyorum gerçi azıcık, sonra sabaha geçiyor.
zaten, ismimden sonra “bile” ifadesini hak edecek özelliklerim de yok benim, öyle söylemek senin inceliğin olmuş.
insanlar beni genellikle fark etmezler günlük yaşam içinde, es kaza fark edenler de çok kısa süre içinde ilgilerini kaybeder ve koşarak uzaklaşırlar.
erkeklerin yanında gururla karışık bir heyecanla yürüyeceği, ne bileyim arkadaşlarıyla tanıştırmak falan isteyeceği bir “sevgili” potansiyeli yok bende, Allah öyle yaratmamış, ben de şartları fazla zorlamıyorum.
zaten, yazdıklarıma denk geliyorsan ara ara; yalnızlığımla ilgili hiçbir şikayetimin olmadığını da biliyorsundur.

dolayısıyla; için rahat olsun anonim, gayet de sevilebilirsin.
hatta, ben bile kendim için, “bir gün benim gibi delinin biri çıkar, risk budur diyip beni sever, ben de onu severim” falan gibi mutlu sonlu hayaller kurmuyorum değil, gerisini sen düşün eheh.

umarım sen de hep mutlu olursun (:

“Veremli ciğerler kuruyarak iyileşir ve mutlu sahiplerini yavaş yavaş havasız bırakır.İşte ben de böyle, iyileşerek, sakin sakin ölüyordum.”Hakkında saçmalamadan tek bir cümle bile kuramayacağım ruh halimi, yukarıdaki iki cümle ile, birden bire, nasıl anlatıvermiş Kamü Reyiz.Adına "iyileşmek" dediğiniz, yavaş yavaş işlerinizi yoluna koymaya, sizden beklenildiği gibi davranmaya başladığınız, erken uyuyup erken uyandığınız, sigarayı azalttığınız, daha çok gülüp daha az ağladığınız günlerinizin; aslında ölmenin yalnızca bir başka biçimi olduğunu; çünkü, o mikrobu bir kere kapmışsanız eğer, geri kalan her şeyin yalnızca ölmenin bir başka biçimi olduğunu, ne güzel özetlemiş.Her bir cümlesini aklıma kazımak, duvarlara yazıp herkesin okumasını sağlamak istediğim; insanın suratına salisede 99 kilometre hızla ilerleyen 99 tonluk bir yumruk gibi çarpan, 99 sayfa.Ya da, başınızın üzerinde dönüp duran ve yüzleşmekten kaçındığınız ne kadar şeytan varsa içinizde, hepsinin ismini birer birer haykıran kara bir karga.Bittiğinde, altı çizilmedik pek az cümle, yanına not düşülmedik pek az paragraf kalmıştı aslında ama tüm kitabı buraya taşıyıp, ilk defa okuyacak olanların, okuma esnasındaki heyecanlarını düşürmek istemiyorum.Şu cümleleri bırakıp gidiyorum:
***"Meslek ya da eğilim gereği, insan üzerinde çok düşündüğümüz zaman, primat maymunlara özlem duyduğumuz olur.Art düşünceleri yoktur onların.”***"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."***"Bir adam tanıdım, kafasız bir kadına yaşamının yirmi yılını verdi, her şeyi feda etti ona, dostlarını, emeğini, dürüstlüğünü bile; ama bir akşam, kadını hiç sevmemiş olduğunu anladı.Canı sıkılıyordu, hepsi bu, insanların çoğu gibi canı sıkılıyordu.Böylece karmaşa ve dram dolu bir yaşam yaratmıştı kendine.Bir olayın olması gerek; insan bağlantılarından çoğunun açıklaması işte bu.Bir olayın olması gerek; hatta aşksız köleliğin, hatta savaşın ya da ölümün bile.O halde, yaşasın ölü gömme törenleri!”***"Doğruluk duygusu, haklı olmanın verdiği doyum, kendini değerlendirmenin sevinci, bayım, bizi ayakta tutan ya da ilerleten güçlü zembereklerdir.Tersine, insanları bundan yoksun ederseniz, onları ağzı köpüren köpeklere çevirirsiniz. Nice suçlar işlenmiştir; yalnıza, bunları işleyenler kusurlu olmaya dayanamadıkları için!Vaktiyle bir sanayici tanımıştım, mükemmel, herkesçe sevilen bir karısı vardı, ama adam yine de aldatıyordu karısını.Bu adam, haksız olduğu için, bir erdem beratı alamadığı ya da bu berata layık olamadığı için, sözcüğün tam anlamıyla kuduruyordu.Karısı mükemmel davrandıkça o büsbütün kuduruyordu.Sonunda haksızlığı kendisi için dayanılmaz bir hal aldı.O zaman ne yaptı dersiniz?Onu aldatmaktan vaz mı geçti?Hayır. Öldürdü onu.”***"İnsan böyledir, aziz bayım, iki yüzü vardır onun:Kendini sevmeden sevemez.”***”İnsanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına, ancak siz öldüğünüzde inanırlar. Hayatta olduğunuz sürece durumunuz kuşkuludur, ancak onların kuşkuculuğunu hak edersiniz.Kuşkulu olmaktan çıkmak için, düpedüz var olmaktan çıkmak gerekir.”***"Kimileri ‘Sev beni!’ diye bağırır, ötekiler ‘Sevme beni!’ diye.Ama en kötü ve en mutsuzu olan bir bölümü de ‘Sevme beni, yine de bana sadık kal!’ diye.***"Mutluluğunuz ve başarılarınız, ancak bunları cömertçe paylaşmaya razı olduğunuz takdirde affedilir. Ama mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir. Bunun üzerine, çıkış yolları kapanır.Ya mutlu ve yargılanır ya da bağışlanır ve sefil olacaksınız.”***"Gerçi bazen, yaşamı ciddiye alır gibi oluyordum.Ama ciddi şeyin kendisinin boşluğu çabucak gözüme çarpıyor ve elimden geldiği kadar rolümü oynamaya devam ediyordum yalnızca.Etkili, zeki, erdemli, iyi yurttaş, öfkeli, bağışlayıcı, dayanışmacı, yapıcı vb. olmayı oynuyordum.Kısacası, bu kadarı yeter, zaten anlamışsınızdır ki; ben de, orada dikildikleri halde orada bulunmayan Hollandalılar’ım gibiydim:En fazla yer kapladığım anda ortada yoktum.”***Mesleğimde, ailemde ya da yurttaşlık yaşamımdabenden bekledikleri şeylere yanıt verecek kadar nazik ve gevşek yapılıydım; ama her defasında, sonunda her şeyi bozan bir dalgınlık içinde.”***"Her ne olursa olsun, kör bir acı, bir tür yoksunluk duyuyordum; bu yoksunluk beni sahipsiz kıldı ve yarı zorla, yarı merakla birtakım bağlantılara girmemi sağladı. Sevmek ve sevilmek ihtiyacında olduğumdan, âşık olduğumu sandım.Başka deyimle, aptallık ettim.”***"Evet, bu dünyada savaş yapılabilir, aşk taklit edilebilir, hemcinsine işkence yapılabilir, gazetelerde boy gösterilebilir ya da yalnızca örgü örerken komşu çekiştirilebilir.Ama bazı hallerde, devam etmek, yalnızca devam etmek, insanüstü bir şeydir.”***"Mülkiyet, baylar, bir cinayettir!"***"Ah! Azizim, yalnız, tanrısız ve efendisiz kimse için, günlerin yükü korkunçtur."***"Ah bayım, diyordu adam, mesele kötü insan olmak değil, ama ışığı yitiriyor insan. Evet, ışığı, sabahları, kendini bağışlayan kişinin o kutsal masumluğunu yitirdik biz."***"Hepimiz birbirimize benzemiyor muyuz; böyle, durmadan ve muhatapsız konuşarak, önceden cevapları bilsek de hep aynı sorularla karşılaşarak?"***"Ama yüreğimizi ferah tutalım! Artık çok geç, her zaman hep geç olacak.Çok şükür ki öyle!”****Bu da, bitiriş şarkısı olsun, nereden estiyse.

Veremli ciğerler kuruyarak iyileşir ve mutlu sahiplerini yavaş yavaş havasız bırakır.
İşte ben de böyle, iyileşerek, sakin sakin ölüyordum.”

Hakkında saçmalamadan tek bir cümle bile kuramayacağım ruh halimi, yukarıdaki iki cümle ile, birden bire, nasıl anlatıvermiş Kamü Reyiz.
Adına "iyileşmek" dediğiniz, yavaş yavaş işlerinizi yoluna koymaya, sizden beklenildiği gibi davranmaya başladığınız, erken uyuyup erken uyandığınız, sigarayı azalttığınız, daha çok gülüp daha az ağladığınız günlerinizin; aslında ölmenin yalnızca bir başka biçimi olduğunu; çünkü, o mikrobu bir kere kapmışsanız eğer, geri kalan her şeyin yalnızca ölmenin bir başka biçimi olduğunu, ne güzel özetlemiş.

Her bir cümlesini aklıma kazımak, duvarlara yazıp herkesin okumasını sağlamak istediğim; insanın suratına salisede 99 kilometre hızla ilerleyen 99 tonluk bir yumruk gibi çarpan, 99 sayfa.
Ya da, başınızın üzerinde dönüp duran ve yüzleşmekten kaçındığınız ne kadar şeytan varsa içinizde, hepsinin ismini birer birer haykıran kara bir karga.

Bittiğinde, altı çizilmedik pek az cümle, yanına not düşülmedik pek az paragraf kalmıştı aslında ama tüm kitabı buraya taşıyıp, ilk defa okuyacak olanların, okuma esnasındaki heyecanlarını düşürmek istemiyorum.
Şu cümleleri bırakıp gidiyorum:

***
"Meslek ya da eğilim gereği, insan üzerinde çok düşündüğümüz zaman, primat maymunlara özlem duyduğumuz olur.
Art düşünceleri yoktur onların.”

***
"Ama gerçek, aziz dostum, can sıkıcıdır."

***
"Bir adam tanıdım, kafasız bir kadına yaşamının yirmi yılını verdi, her şeyi feda etti ona, dostlarını, emeğini, dürüstlüğünü bile; ama bir akşam, kadını hiç sevmemiş olduğunu anladı.
Canı sıkılıyordu, hepsi bu, insanların çoğu gibi canı sıkılıyordu.
Böylece karmaşa ve dram dolu bir yaşam yaratmıştı kendine.
Bir olayın olması gerek; insan bağlantılarından çoğunun açıklaması işte bu.
Bir olayın olması gerek; hatta aşksız köleliğin, hatta savaşın ya da ölümün bile.
O halde, yaşasın ölü gömme törenleri!”

***
"Doğruluk duygusu, haklı olmanın verdiği doyum, kendini değerlendirmenin sevinci, bayım, bizi ayakta tutan ya da ilerleten güçlü zembereklerdir.
Tersine, insanları bundan yoksun ederseniz, onları ağzı köpüren köpeklere çevirirsiniz. Nice suçlar işlenmiştir; yalnıza, bunları işleyenler kusurlu olmaya dayanamadıkları için!
Vaktiyle bir sanayici tanımıştım, mükemmel, herkesçe sevilen bir karısı vardı, ama adam yine de aldatıyordu karısını.
Bu adam, haksız olduğu için, bir erdem beratı alamadığı ya da bu berata layık olamadığı için, sözcüğün tam anlamıyla kuduruyordu.
Karısı mükemmel davrandıkça o büsbütün kuduruyordu.
Sonunda haksızlığı kendisi için dayanılmaz bir hal aldı.
O zaman ne yaptı dersiniz?
Onu aldatmaktan vaz mı geçti?
Hayır. Öldürdü onu.”

***
"İnsan böyledir, aziz bayım, iki yüzü vardır onun:
Kendini sevmeden sevemez.”

***
İnsanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına, ancak siz öldüğünüzde inanırlar. Hayatta olduğunuz sürece durumunuz kuşkuludur, ancak onların kuşkuculuğunu hak edersiniz.
Kuşkulu olmaktan çıkmak için, düpedüz var olmaktan çıkmak gerekir.”

***
"Kimileri ‘Sev beni!’ diye bağırır, ötekiler ‘Sevme beni!’ diye.
Ama en kötü ve en mutsuzu olan bir bölümü de ‘Sevme beni, yine de bana sadık kal!’ diye.

***
"Mutluluğunuz ve başarılarınız, ancak bunları cömertçe paylaşmaya razı olduğunuz takdirde affedilir. Ama mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir. Bunun üzerine, çıkış yolları kapanır.
Ya mutlu ve yargılanır ya da bağışlanır ve sefil olacaksınız.”

***
"Gerçi bazen, yaşamı ciddiye alır gibi oluyordum.
Ama ciddi şeyin kendisinin boşluğu çabucak gözüme çarpıyor ve elimden geldiği kadar rolümü oynamaya devam ediyordum yalnızca.
Etkili, zeki, erdemli, iyi yurttaş, öfkeli, bağışlayıcı, dayanışmacı, yapıcı vb. olmayı oynuyordum.
Kısacası, bu kadarı yeter, zaten anlamışsınızdır ki; ben de, orada dikildikleri halde orada bulunmayan Hollandalılar’ım gibiydim:
En fazla yer kapladığım anda ortada yoktum.”

***
Mesleğimde, ailemde ya da yurttaşlık yaşamımdabenden bekledikleri şeylere yanıt verecek kadar nazik ve gevşek yapılıydım; ama her defasında, sonunda her şeyi bozan bir dalgınlık içinde.”

***
"Her ne olursa olsun, kör bir acı, bir tür yoksunluk duyuyordum; bu yoksunluk beni sahipsiz kıldı ve yarı zorla, yarı merakla birtakım bağlantılara girmemi sağladı. 
Sevmek ve sevilmek ihtiyacında olduğumdan, âşık olduğumu sandım.
Başka deyimle, aptallık ettim.”

***
"Evet, bu dünyada savaş yapılabilir, aşk taklit edilebilir, hemcinsine işkence yapılabilir, gazetelerde boy gösterilebilir ya da yalnızca örgü örerken komşu çekiştirilebilir.
Ama bazı hallerde, devam etmek, yalnızca devam etmek, insanüstü bir şeydir.”

***
"Mülkiyet, baylar, bir cinayettir!"

***
"Ah! Azizim, yalnız, tanrısız ve efendisiz kimse için, günlerin yükü korkunçtur."

***
"Ah bayım, diyordu adam, mesele kötü insan olmak değil, ama ışığı yitiriyor insan. Evet, ışığı, sabahları, kendini bağışlayan kişinin o kutsal masumluğunu yitirdik biz."

***
"Hepimiz birbirimize benzemiyor muyuz; böyle, durmadan ve muhatapsız konuşarak, önceden cevapları bilsek de hep aynı sorularla karşılaşarak?"

***
"Ama yüreğimizi ferah tutalım! 
Artık çok geç, her zaman hep geç olacak.
Çok şükür ki öyle!”

****

Bu da, bitiriş şarkısı olsun, nereden estiyse.

"İnsanın, sevdiklerinin iyi niyetinden kuşkulanmaya karar vermesi ne kadar zor."
Beni yalnızca,
yüreği kimsenin hiçbir zaman iyileştirmek istemediği,
iyi olmaz bir yara almış kişi anlar.
Ve yaralı hangi insan,
bu yaradan başka bir yara yüzünden ‘ölmeyi’ kabul ederdi?
Georges Bataille
kırmızı ruj yakıştığı gibi, kırmızı elbise de yakışıyor sana. ruhun kırmızı gibi. çocuk oyunlarında kirazı mı oynadın ? - s
Anonymous

eheh çocukken çocukları pek sevmezdim, tek başıma oynardım ben anonim, ama kırmızı ve büyük bir plastik leğenin içinde oynardım nedense hep, o sayılır mı?
ayrıca, teşekkür ediyorum.

sana kırmızı ruj çok yakışıyor. gülüşün bir narı incitebilir
Anonymous

günlük yaşamımda böyle hoş cümleler duymanın epey uzağında durduğumdan, nasıl cevap vermek gerektiğini tam kestiremiyorum.
o yüzden, en klasik ama temiz yoldan, teşekkürlerimi ileteyim ben anonim.

sosyal medya hesapları olmayan ya da nadir kullanan erkek çekiciliği.