İç Güveysinden İçlice Bir Hallerdeyim Ben.
Merhaba, feci halde dertliyim, derbederim. Lise 3 ogrencisiyim ve ilk donem hep yatmama ragmen ortalamam 74tu. Bu donem uc sinava girdim, ucu de zayif. Matematigi halledemeyecegime eminim. Digerlerine ugrasiyorum. Her gun agliyorum ama, cok panik oldum sinifta kalirsam diye. Ve ciddi anlamda intihar etmeyi dusunuyorum. Eger obur taraf varsa, oraya da batirmis bi sekilde gidecegim. Bugun aklima bi seri katil geldi. Onun yerinde olsaydim, ertesi gun idam edilseydim su durumumdan iyi olurdu.
Anonymous

Merhaba anonim.
Açıkçası mesajlarını epey şaşkınlıkla okudum; hatta bu mesajı okuyunca “biri benimle dalga mı geçmek istemiş acaba?” dedim, sonra ikincide “yok ya, gerçekten cevaplayım bunu” dedim.
Daha lisede bu kadar panik olursan üniversitede ne yapacaksın?
Mesela benim cumaya kadar tekrar etmem gereken bin küsür sayfalık notum var, neredeyse hepsi ezbere dayalı ama gayet sakinim ve "hallederiz yea" diyorum. Neden? Çünkü, oturup güzelce konsantre olup çalışıyorum ve umuyorum ki, halledeceğim.
Sen de öyle yapacaksın. Gerçekten, sakin ol ve kafanı topla. Topladığın ilk anda da rahatlat mümkünse kafanı.

Zaten kendin de söylemişsin ders çalışmak konusunda eksiklerin varmış, bunlar kapanmayacak şeyler değil; sadece biraz daha fazla çalışman, senin tabirinle "yatmaman" gerekiyor. Ağlamak, kendini üzmek ya da hele intihar etmeyi düşünmek falan yerine “keep calm and ders çalış” mottosu üzerine yoğunlaş bence.

Ama dediğim gibi; öncelikle bir sakinleş; mutsuzluk kısır döngüsünden bir an önce sıyrıl. Yaparsın; bunun çok öyle gizli saklı bir formülü falan yok, düzgünce çalışınca, gereken emeği gösterince, sonucunu da alacaksın, matematik dahil. İçinde yarattığın bu stres duygusunu yoğunlaşmaya, işi ciddiye alma hissine çevir, olumlu yanlarını al, gerisini de at o stresin, bünyeye zarar.

Son olarak; kötü dersler yüzünden intihar ediliyor olsaydı, liseden bu yana on beşinci intihar denememi gerçekleştirmem gerekirdi benim ama gördüğün gibi halen hayattayım, halen yeri geldikçe başarısız olmaya da devam ediyorum. Yani, o işler öyle olmuyor, olmamalı da zaten.

Kolay gelsin çok.

Bir hayra yoranım çıkmaz.
Ahmed Arif
* kısa hikaye.

* kısa hikaye.

23.55

Bir gün, birine “sevdim inanamıycan kadar seni esmer kız” diyebilme imkanı, benim için çok geçerli ve yeterli bir cinsel kimliğimi değiştirme sebebi olabilirdi.
O işlerin öyle olmadığını biliyorum tabii ki ama; çok güzel değil mi?
Bir de o kızın adı Zeynep'miş mesela.
Bildiğin “mutlu son” olurdu be.

* Neysem, bari şarkıyı dinleyelim.

Ama bilmiyordu ki; vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır; ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.
Ayfer Tunç

ruyeasiman:

hepimiz karanlıkta güzeliz.
karanlık bir sokakta sev beni.

Güne canavar gibi başlamak.

Enerji dolu, sağlam bir başlangıç anlamında söylemiyorum.
Uyuduğundaki halinden bile enerjisiz bir halde, yorgun gözler ve başın farklı bölgelerinde halaya durmuş saçlarla uyanmaktan bahsediyorum.
Bir insana dinlenmek en fazla bu kadar yarayamayabilir arkadaşlar, doktora gitmeyi düşünüyorum.
Bünyem uykuya çok garip tepkiler vermeye başladı.
Uzun süredir, sabah yedi buçuğa kadar ders çalışıp, öğlen on ikide, "ben ne ara yatağa yatmışım lan, bari üzerime bir battaniye örtseymişim" cümleleriyle güne başlamamdan kaynaklanıyor bu durum büyük ihtimalle.
Acilen temmuzun gelmesi ve tatilimin başlaması lazım, sistemim "fatal error" vermeye başlıyor.

Hani, şu süreçte öyle bir şeyin olması imkansız ama; gece bir adamla uyuyacak olsam, sabah kendisini hiç uyandırmadan ortamdan direk sıvışırım, hatta kendi evimde bile olsak yaparım bunu.
Sonra da, "bağlanmaktan korkuyorum Ednan, sen uyanmadan gitmeliydim…" şeklinde ıssız madam şekilleri yaparım eheh.

Gerçi bu sabahki halimin sebebi bence; dün gece üst üste altı yedi defa, Duman’ın Melankoli şarkısını dinleyip üzerine uyumuş olmam.
Lise yıllarımda, platonik ve manyak bir aşkla sevmiş olduğum bakkalcı’yı düşünüp sabahlara kadar uyuyamadığım, fena halde ergenlik dönemlerimdeki Haberin Yok Ölüyorum'un etkisini yarattı ilk defa bende bir başka Duman şarkısı.
Ama bu kez kendim için üzülmedim.
Evlenip, çoluk çocuğa karışmasına rağmen hala böyle derinden sözler yazabilecek, üzerine bu kadar içli söyleyebilecek halde olan Kaan Tangöze’ye üzüldüm.
"Bu şarkıyı görünce kendini ne kadar boktan hissetmiştir be" diyip, kendisini pek sevmememe rağmen, üç tur da Seçkin Piriler’e üzüldüm.
İnsanın ömrümde bir defa aşık olduğu gerçeğine inanmıyorum ama sanırım, sadece bir defa en yüksek noktasına ulaşabildiği gibi bir gerçek var. Ve o atışı tamamen boşa çıkardınızsa, geçmiş olsun.
Tabii, bunu düşününce, biraz da kendim için üzüldüm.
O halde uyuyunca da, inci sözlük’tekilerin bazı fotoğraflara yaptığı "Allah’a dava açsan kazanırsın panpa" yorumuna layık bir biçimde uyandım.

Neysem, iki gündür beni dertten derde salan Melankoli’nin sözlerini de yazıp gideyim, ders çalışayım.

"Özledim seni harbiden
Aklıma da düşüverir aniden
İçince
Açılınca.

Bekledin, sana gelmedim
Geceleri gönlüme eğledim
Uçunca
Uyuşunca.

Söyledin, seni duymadım
Leyla’ya Mecnun’u oynadım
Sevince
Sevilince.

Anladım ki yanılmışım
Öylesine yılana sarılmışım
Sen ölünce
Gömülünce.”

* Ne kadınmışsın be Ahu Paşakay.

Yorgun kuşamlarımla, kanlarımla gelirim,
uzanır senin sabahlı gecene yatarım.
Turgut Uyar
Tom Waits’i canlı canlı dinlemeden ölmek istemiyorum.
Merhaba, Sylvia Plath hakkında kitap okumak istiyorum da önerebileceğin kitap var mı ?
Anonymous

Sylvia Plath’in yaşam öyküsü hakkında derginin yeni sayısına bir yazı yazmıştım ve bu sırada okuduğum kitaplar arasında, en sevdiğim, yine Sylvia Plath’in yazmış olduğu “Sylvia Plath/ Bütün Günceleri” kitabıydı anonim. Oğlak Yayınları’ndan çıkma, epey kalın bir kitaptı fakat çok güzeldi. Kadın mesela on yedi yaşında falanken bile bildiğin döktürmüş.
Üstelik, okursan göreceksin ki; gerçekten hiç “normal” sınırlarında bir ablamız da değil imiş.

Ayrıca, yine Sylvia Plath’in yazdığı, yaşam öyküsünü bildiğimizde, neredeyse tamamen otobiyografik bir roman olduğunu anladığımız "Sırça Fanus" kitabını da tavsiye ederim.
Ayrıca, Sylvia Plath’in düz yazılarından ziyade şiirlerini daha bir sevdiğimden ve bu şiirler de yine epey otobiyografik nitelikte olduğundan; o şiirleri okuduğunda da yine Sylvia Plath hakkında epey bir fikre sahip olabiliyorsun.

Sonra şunlar da var;

  • Sylvia Plath’in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi - Nilgün Marmara
  • Bir Sylvia Plath İncelemesi: Tanrı’yla Bir Daha Hiç Konuşmayacağım - Enis Akın
  • Ben’den Önce Tufan: Sylvia Plath ve Şiiri - Yusuf Eradam


Bu üç kitapta da, hem yaşamı hem şiirleri ve metinleri hakkında epey inceleme ve bilgi mevcut.
Ayrıca, Sylvia Plath’in yaşam öyküsünü hiç bilmeden romanını, öykülerini ve özellikle de şiirlerini okumak, bence çok da iyi bir fikir değil; tam anlamıyla özümseyebilmek için yaşamını da bilmemiz gereken şair/yazar’lardan.
Keyifli okumalar diliyorum şimdiden.

yalnızlar mektebi'nde okuduğum her yazı sonrası: ooo kafası şimdi geldi yalnız, diyorum. gittikçe güzelleşiyorsunuz efendim, durduramıyoruz.
Anonymous

ahah cidden o cümleyi mi kuruyorsun anonim, iyiymiş, o keps’i ayrıca çok severim bu arada :D
teşekkür ediyorum ym adına; hem bir önceki mesajı hem bu yazdıklarını okumak güzel oldu tumblr’ı açar açmaz.

Son sayıyı babam alacaktı ki aldıktan sonra beni aradı ve şunları söyledi. "Dergini aldım, haberin olsun. Bu, diğerlerinden ucuzmuş. (Magazin dergilerine benzeyen edebiyat dergilerinden bahsediyor.) Sansüre de karşılarmış, kilitli falan bir şey de yapmışlar, anlatamadım ama güzel olmuş. Aferin." İçerik açısından da takdir ediliyor tarafımızdan ama bu, tam bi' baba değerlendirmesi olduğu için yazayım, dedim. Babalar tarafından takdir edilen dergi. Alın, okuyun, okutturun. He mi ciğerparelerim?
Anonymous

Akşam eve gelirken, çocuklarının kültür sanat siparişlerini de alıp getiren babaları seviyoruz; muhtemelen kendileri eskiden de “akşama babacığım unutma ülker getir” reklamlarına ilham veren babalardan olmuşlardır eheh.
Güzel mesajın için teşekkür ettim anonim, evdekilere selamlar, sevgiler (:

Galiba, arka fonda güzel bir nisan yağmuru var diye yazdım bunları; kendimi, her yeri çiçeklendiren bahara şikayet ediyorum.

Kendimi belli bir durum için, durum ne kadar kötü olursa olsun; belli bir miktardan fazla üzemiyorum; beynim izin vermiyor.
Diyelim çok sıkıntılı bir meseleyse bile, istemsizce günlere bölüyorum onu; ara ara aklıma getirip, küçük ve yoğun parçalar halinde tüketiyorum, geçiyor.
Bu yüzden, ruh halim gün içinde en dip ve en tepe arasında gidip geliyor.
Ve sanırım yine bu yüzden, hiçbir zaman içinde ne varsa ortaya döken, hele de bunu kelimeleriyle yapan biri olamayacağım.
Hiçbir zaman, ruh halimi tam olarak anlatan bir şiir ya da bir öykü yazamayacağım; ki, muhtemelen, Yalnızlar Mektebi’nin dergisine de sitesine de yalnızca inceleme türü şeyler yazmamın sebebi de bu.
Kendimin karanlık ya da tamamiyle umutsuz kalmış yanlarını açığa çıkarmayı sevmiyorum. Hatta, bunları kendime söylemeyi bile pek sevmiyorum. 

Bu kendini bastırma durumunun epeydir farkındaydım fakat, şimdi biraz rahatsızlık duyuyorum. Çünkü, nihayetinde her insan gibi, beni de üzen, kıran, saçma salak şeyler oluyor ve ben, hiç olmamış gibi davranıyorum. Yani, davranıyorum gibi de değil; galiba beni gerçekten etkilemiyor.

Tumblr ana ekranında bazen şiirlerinizi ya da yazılarınızı okuyorum. 
Mesela bir adama ya da kadına aşık olmuşsunuz ve bunu acayip derinden hissederek bir şeyler yazmışsınız. Belki iyi belki kötü metinler ama ne fark eder, ortada bir şeyler var, açık.
Mesela ben yazamıyorum hatta açıkçası, pek hissedemiyorum da böyle şeyler ya da aslında hissedebileceğim tüm olası olumsuzlukları beynim tamamen etkisiz hale mi getiriyor artık, onu da bilmiyorum.
Mesela, çok özlediğim şeyler var ama bunları asla yazmam, biliyorum.

Eskiden böyle değildim.
Ama şimdi, üzüntü, neşe, hayal kırıklığı, mutluluk, ne kadar his varsa; hepsinin fazlası bana inanılmaz yapay geliyor.
Sanırım, kendim hissedemediğimden, diğer insanların hisleri de bana gerçekdışı gelmeye başadı ki bu da, tehlike çanlarının benim için çalıyor olduğunu gösteriyor bir nevi.
Çünkü ben mesela eskiden, sürekli bir şeylere dertlenen ve bir şeylerden yakınan insanlara içimden, çok da kaba bir biçimde “ızdırap sıçıcısı” demezdim; şu an diyebiliyorum çünkü, n’apayım, tahammül edemiyorum.

Giderek abuk sabuk bir insana dönüşüyorum gördüğünüz gibi.
Giderek yalnızca kendime yöneliyorum.
Giderek iletişimsizleşiyorum.
Giderek hissizleşiyorum.

* Neysem. Bugünlük de kendime verdiğim “mutsuz olma hakkı”nın sonuna geldim; ders çalışmaya döneyim.
Mutsuz olma konusunda sınır tanımayan arkadaşlarım içinse bu şarkıyı bırakıyorum; dinleyip üzülebilirsiniz, hem yağmur da yağıyor.

Çok tatlısın, keşke öpsem.
Anonymous

inan güzel bir şey olmuyor o anonim, tavsiye etmiyorum.